F ve D tipi Cezaevlerinde özellikle siyasi tutsağın kişiliğini yok etme hedef alınmakta, psikolojik ve fiziksel her türlü işkence yöntemini uygulayarak tutsağı teslim alma düşüncesi güdülmektedir. Böyle bir ortamda tutsak, tamamıyla izole edilmekte, yaşamla olan bağı koparılmakta, içerisinde bulunduğu koşullardan dolayı öncelikle psikolojik olarak çökertilmekte ve bu süreç zamanla fiziksel imhaya gitmektedir. Bu nedenle F ve D tipi cezaevi uygulaması psiko-terör, beyaz terör diye adlandırılmaktadır. ABD'nin ezilen, mustaz'af dünya halklarının başına bela ettiği zulüm kurumu olan CIA tarafından geliştirilen, F ve D tipi cezaevi mo- delleri, tutuklu ve hükümlülerde psikolojik ve fizyolojik bir çok hastalığa neden olmaktadır. Tecridin etkisi uzun zamana yayılır. Bu nedenle fiziksel semptomlar hemen ortaya çıkmaz. Süreç içinde psiko-somatik bir çok hastalık görülmeye başlar. Tecridin sebep olduğu ve tutsaklar üzerinde yapılan incelemelerle somutlaşan hastalıklar şunlardır;
-İşitsel ve görsel halisünasyonlar. -Viral enfeksiyon artışı. -Kulak çınlaması. -Sinirsel tipte ağırlık. -Görme ve işitme bozuklukları. -Tümör büyüme hızının artış -Amenora sendromları. -Erken menapoz. -Uyku bozuklukları,konsantrasyon bozuklukları. -Ruhsal çöküntü ve ilişki kurma korkusu. -Yönelim olanağının yitimi. -Düşünce yeteneğinin gerilemesi -Depresyon. -Kilo kaybı. -Organ dengelerinin bozulması. -Agresif ve saldırgan davranış. -Ankisiyete. -Duyarlılık ve uyarı açlığı.
F ve D tipi cezaevi uygulaması bir çok mahkumda bu hastalıkların belirmesine sebep olmuştur. Hatta bir çok mahkum bu nedenlerden dolayı intihara teşebbüs etmiştir. Dünyada F ve D tipi gibi tecrit uygulamasını esas alan cezaevleri özellikle devlete muhalif olan, siyasi tutsaklar üzerinde uygulanmıştır. Amerika'da BLA, İngiltere'de IRA, İtalya'da Kızıl Tugaylar, Almanya'da RAF, İspanya'da ETA üyeleri bu uygulamaya tabi tutulmuştur.
Türkiye'de tecrit uygulamalı hücre tipi cezaevi ilk kez 12 Eylül'de Sağmalcılar cezaevinde "özel tip cezaevi" adı altında inşa edilmiştir. 1991yıllında kanunlaştırılan 3713 sayılı yasanın 16. maddesi ile hücre sistemine geçişin yasal zemini oluşturulmuş ve vakit kaybetmeden fiili ve kanlı operasyonlarla tutuklular hücrelere konulmaya başlanmıştır. Bu yasanın kabulünün hemen ardından aynı yıl "tabutluk" olarak tabir edilen Eskişehir E tipi cezaevinde yoğun bir uygulama görülmüştür. Fakat kamuoyunun duyarlılığı ve mahkumların eylemleri sonucu dönemin hükümeti tarafından uygulamadan kaldırılmıştır. Cezaevlerindeki devletin pervasız saldırıları 1995'ten itibaren ivme kazanmıştır. - 21 Eylül 1995'te Buca cezaevinde 3 - 4 Ocak 1996'da Ümraniye cezaevinde 4 - Aynı yıl Amed cezaevinde 11 -26 Eylül 1999'da Ankara Ulucanlar Cezaevi'nde 10 kişi öldürülmüştür. 1996 yılında tekrar Eskişehir Özel Tip Cezaevi'ne zorla sevklerin başlaması nedeniyle ölüm orucuna başlanmış, 69 gün süren eylemde 12 tutuklu ve hükümlü hayatını kaybetmiştir.
Tecrit politikasının gereği olan F tipi cezaevlerine sevklerin artmasıyla beraber 2002 yılının bahar ve yaz günlerinde tutuklu ve hükümlüler, aileleri, sivil toplum kuruluşları ve duyarlı insanlar F tiplerinin tecrit ve izolasyon içerdiği, bu şekliyle tutuklu ve hükümlülerin barındırılmasının mümkün olmadığını ve tartışılması gerektiğini belirterek hücrelere karşı çıktılar. Tartışma talebi çok sert karşılık gördü. Aileler polis tarafından joplandılar, göz altına alındılar ve tutuklandılar. Bu konuda görüş belirtmek isteyen aydınlar, sanatçılar ve doktorlar uzaklaştırılıp sesleri kesildi. Bakanlık ve devlet yetkililerinin konuya karşı duyarsızlığı karşısında siyasi tutuklu ve hükümlüler; 20 Ekim 2000 tarihinde ölüm orucu eylemine başladılar.
19 Aralık 2000 tarihinde devlet güçleri, adına "Hayata dönüş operasyonu" dedikleri katliam operasyonunu gerçekleştirdiler. Ülkedeki 22 cezaevinde başlatılan bu operasyonda 30 mahkum ve 2 asker hayatını kaybetti. Bir çok cezaevinde yangın çıktı. Bayrampaşa C-1 koğuşunda 6 bayan tutuklu diri diri yakılarak öldürüldü. Katliam niteliğindeki bir dizi operasyon sonucunda yıllardır hazırlanan F tipi tecrit zindanlarına geçiş gerçekleştirildi. Henüz inşaat halinde olduğu halde Edirne, Sincan ve Kandıra F tipi hapishanelerine sevkler yapılarak adalet namına tarihe bir kanlı sayfa daha ekledi.
Sistem bu operasyonlarla hem F tipine geçişi sağlamayı, hem de açlık grevlerini bastırmayı hesaplıyordu. Zor ve şiddet kullanarak kanlı bir şekilde F tipine tutuklular götürülebildiler. Fakat açlık grevleri uzun bir süre bitirilemedi. F tipine sevki yapılan tutsaklar, burada eylemlerini devam ettirdiler.
19 Aralık öncesinde üç örgüt tarafından yürütülen ölüm orucu eylemi, Şubat ayından itibaren 10 örgütün ortak bir eylemi haline dönüştü. 110 kişinin ölümüne ve yüzlercesinin de sakatlanmasına, geri dönülmez biçimde yaralanmasına neden olan F tipi cezaevi uygulaması sü- rerken yaşanan onca olay ve yaşamını yitiren yüzlerce insan bilançosuna rağmen, devlet yet- kililerinin uygulamadan vazgeçme noktasında hiçbir çabası olmadığı gibi, daha olayların yaraları sarılmadan, F tipi zulmü devam ederken, bir de yeraltındaki hücreler ve karanlık odalardan oluşan "Yüksek Güvenlikli Cezaevleri" diye adlandırılan D tipi cezaevleri uygulamaya konuldu.
Diyarbakır'da; Ergani yolu üzerinde; şehirden 15 km uzakta bulunan Yüksek Güvenlikli Diyarbakır D Tipi Cezaevi, Aralık 2003'te sevkler yapılarak açıldı. D tipi Cezaevinin kapasitesi 622 kişilik olup 78 adet tek kişilik hücresi mevcuttur. F tipi cezaevlerinin yoğunlaştırılmış tecrit uygulamasına sahip ilk D tipi cezaevi burada yani Diyarbakır'da açılmıştır. Diyarbakır'ın dışında Denizli, Kandıra, Bolu ve Beylik Düzü'nde D tipi Cezaevleri aşamalı bir şekilde uygulamaya geçirilmektedir. Yapımları sessiz bir şekilde tamamlanan bu cezaevleri sevklerle beraber açıklanmaktadır.
F tipinden daha ağır koşullara sahip D tipi cezaevlerinin yeraltında bulunması nedeniyle cezaevi; "mezarlık", hücrelerde; "tabutluk" olarak adlandırılmaktadır. İnsan psikolojisini tahrip edecek boyutta her tarafta kameraların olması, tutuklu ve hükümlülerin daha fazla baskıyla karşılaştığı bu cezaevleri hukuki anlamda hiçbir meşruiyete sahip değildir. Hukuk literatüründe ceza, müspet anlamda ıslahı sağlamak amacıyladır. İşlenen suç ne olursa olsun, işkenceyle cezalandırılamaz. Özellikle düşünce suçu - ki özünde düşünce hiçbir zaman suç sayılamaz- böyle cezalandırılmayı hak etmemektedir. İnsanın yaşamını belirleyen düşünce ve inançları tecrit, işkence ve baskılarla değiştirilemez. Zira akıl, yürek ve ruh bu düşüncenin somutlaşmış halidir. Ve asla özünden koparılamaz… | |